• Anasayfa
  • /
  • Kır Onların Putlarını, Kerem!

Kır Onların Putlarını, Kerem!



Denir ki; İbrahim peygamber, kimsenin ortalarda olmadığı bir gün puthaneye girer ve en büyüğü hariç bütün putları kırıp yerle bir eder. Baltayı da, kırmadığı en büyük putun boynuna asar. 
Hikâyenin devamı internetten okunabilir. Zira konumuz Hz. İbrahim değil, Kerem Deren.


Öncesinde başka projeler yaratmasına karşın, asıl çıkışını hiç kuşkusuz EZEL dizisiyle yaptı Kerem Deren. Bu dizi, Türk dizi tarihi için çok açık bir milattır denebilir. Süregelmiş bütün alışkanlıkların yıkıldığı bir dizidir. Kurgusuyla, rejisiyle, senaryosuyla; her şeyiyle, dizi sektörü için devrim niteliğinde bir projedir. Ve tabii ki hiç kuşkusuz bu projenin yaratıcısı olan Kerem Deren de, Türk izleyicisinin yıllarca taptığı putları yıkan İbrahim’dir. (Dizinin diğer senaristi Pınar Bulut’un hakkını da yememek lazım. Lâkin konumuz Pınar değil, Kerem Deren)


Mart ayı içerisinde, yine EZEL dizisinde Tevfik karakterini oynayan Sarp Akkaya ve kardeşlerinin kurmuş olduğu AKKAdemi Tiyatro’da 4 haftalık ‘Senaryo Yazarlığı Atölyesi’ yapıldı.


İlk kur’u gerçekleştirilen bu atölyeye ben de katıldım. İlk kur dedim, çünkü Kerem Deren, kendisinin seçecek olduğu yaklaşık 15 kişiyle, ikinci ve sonraki kurları yapacak. Eskiler 2. kuru sürdürürken, bir yandan da yeni grubun ilk kur çalışması başlayacak. Başvuru çokluğu nedeniyle, katılımcılar iki ayrı gruba koyulmuştu: Mart grubu, Nisan grubu… Nisan grubunun çalışmaları 12 Nisan’da başlayacak. İkinci kurun ise, yine bu ay içerisinde başlaması bekleniyor.


Atölyede uyguladığımız çalışmaları, hafta hafta kısaca özetlersek:


İlk hafta, giriş faslı. “Bir hikâye nasıl tasarlanır, filme nasıl dönüştürülür, sinopsis nedir, senaryo nedir, treatman nedir vs.” gibi giriş niteliğinde bir ders oldu. Her şeyden önce, senaryonun bir matematik işi olduğu defalarca vurgulandı. Ayrıca derste, bir anı’mız üzerinden gidilerek, onun bir senaryoya nasıl dönüştürülebileceğiyle ilgili bilgi verildi. Ve herkes bir anısını yazarak, bunları Kerem Bey’e teslim etti. Bu dersin sonunda ise, bize, EZEL’in 1. Bölüm taslağı dosya halinde sunuldu. Böylelikle profesyonel bir senaryo örneğini yakinen inceleme fırsatımız oldu.


İkinci hafta, işin içine daha yakından girdik. Bu haftada, ‘dramatik kurgu’ konusunu irdeledik. Her filmin “ilk, orta ve son kırılma noktaları” diye üç aşamalı bir yapıdan ibaret olduğu öğrenilirken, bunların filmde nasıl tespit edilebileceğine dair bilgiler verildi. Bunun yanında, filmde ‘çatışma’ öğesi üzerine de konuşuldu. “Bir filmde çatışma ne demektir, çatışmayı kurarken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir” üzerine konuşuldu. Ayrıca bir ‘evren’ oluşturmanın öneminden bahsedildi. Filmin evreni (filmin kendi dünyası) nasıl oluşturulur, evren’de olması gerekenler nelerdir sorularına yanıt arandı. Dersin sonundaki ödevler; geçen hafta yazdığımız anımızı 1-2 paragraflık sinopsis’e dönüştürmek ve iki filmin dramatik kurgusu ile çatışma unsurlarını tespit edip Kerem Bey’e yazılı olarak sunmak.


Üçüncü hafta, ‘Kahramanın Yolculuğu’ şeması üzerinde durduk. Bütün öykü anlatımlarında, hepsinin tek bir şablon üzerine oturtulduğunu öğrendik. Ve tabii ki birçok filmin de, bu şablon üzerine inşa edildiğini. Sözgelimi Matrix, Star Wars, Yüzüklerin Efendisi gibi çok başarılı filmlerin, bu şablonun eksik uygulandığı örnekler olduğu söylendi. Bu haftanın ödevi de; bir film üzerinden ‘Kahramanın Yolculuğu’ şablonunu analiz edip, yazılı olarak sunmak.


Son hafta ise, yabancı bir dizinin (Grey’s Anatomy) bir bölümü üzerinden analizde bulunduk. Her bir dizi bölümünde ‘ana, duygusal ve komik’ olmak üzere üç hikâyenin işlendiğini ve çözüme nasıl kavuşturulduğu üzerinde uygulamalı olarak konuştuk. Son haftanın ödevi; bir dizi bölümü izleyip, bu bölümdeki hikâyeleri tespit etmekle birlikte, bunların kırılma dönüm noktaları ve dizinin çatışma unsurunu tetkik etmek.


Kendi adıma, çok verimli ve başarılı bir atölye olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Eskiden bir filmi ya da diziyi ‘olağan’ bir şekilde izlerken, şimdi ‘analiz’ etmeye çalışarak izliyorum. Bazen, kendini kolay kolay ele vermeyen filmler sinirlerinizi bozsa da; bir müddet sonra artık daha çok keyif almaya başlıyorsunuz. Film analiz etmeye çalışmanın bir diğer keyifli noktası ise; film boyunca kendinize film hakkında sorular sormanızdan mütevellit, sonuna dek odaklanmanızı diri tutmasıdır.


Ayrıca yazmış olduğum ya da yazdığım senaryolarda nelere dikkat etmem gerektiğini, hangi noktaları atladığımı, hangilerine gereksiz yere ağırlık verdiğimi fark edip onları düzeltmeye başladım.


Bu atölyenin bana, kısa vadedeki ilk getirisi şu oldu; Kerem Bey’in verdiği sinopsis ödevi, o ana kadar aklımda olmayan bir hikâye oluşturdu bende. Ve şimdi o hikâyeyi, bir uzun metraj film senaryosu olarak yazmak üzere çalışmaya başladım. İyi bir senaryo çıkartabilirsem, belki bu yıl güzel şeyler olabilir. Coming soon ? 🙂


Bayhan Ekici

Editörün notu: Benim de merak ettiğim ve deli gibi istediğim Kerem Deren atölyesine kalemi kuvvetli arkadaşım Bayhan’ın katılacağını öğrenince, kıskana kıskana bizim için atölyede neler olduğunu yazmasını rica ettim; o da yazdı. Ne tesadüftür ki bir Ezel gecesinden sonra yayınlamak da bize düştü. Teşekkürler Bayhan.

2 Yorum

  • "yamukprenses"

    12 Nisan 2011 at 10:26

    çok hoş, ama bu kadar bilginin sonu bazen çok yorucu olabiliyor. örneğin eskiden şu film izlediğim en güzel filmlerden biri derken artık bu bilgiler ışığında çok beğendiğin filmlerin kusurları bunu söylemene engel oluyor. arkadaşlarınla film izlerken senin tespitlerin onların alık alık bakmasına neden oluyor, onların iyi yada kötüydü dediklerine sen "yönetmen çok güzel açılar kullanmış, sekans kayması olmuş, devamlılık bozulmuş…" gibi şeyler söyleyiveriyorsun…

  • bayhanekici

    12 Nisan 2011 at 12:51

    Sayın 'yamukprenses' yorumunuz için teşekkür ederiz. Dedikleriniz kesinlikle doğru; ama öte yandan da bundan sonraki film yorumlarımın arkadaşlarımı 'alık'laştıracak olmasından ziyade, öyle yorumlarda bulunabilecek raddeye gelmek daha önemli bence. Ben daha çok bu nokta üzerinden bakıyorum, yani 'kendi' açımdan…

    Beğenerek izlediğim filmin kusurlarını artık görmek de, kötü bir durum olmasa gerek. Sevgilinizi körkütük sevmek mi daha iyidir; yoksa, onu bütün iyi yanlarıyla birlikte, olumsuz yanlarını da görüyor olmak mı? 🙂 Sevgilerimle…