All for Joomla All for Webmasters

Napoli- Pompei

The Passanger by Iggy Pop on Grooveshark

İtalya’da gördüğüm tüm şehirler şahsına münhasırdı. Roma cool ve asil , Venedik gizemli ve eğlenceli, Floransa açık hava müzesi ve sanat şehri, Siena orta çağdan kalma yapısıyla ürkütücü ve çekiciydi. İçlerinde gerek kültürel gerek de yapı olarak en farklısı Napoli’ydi.

Roma’dan Napoli’ye ve oradan da Pompei’ye geçmeye karar verdik. Roma tren istasyonuna vardığımızda bizdeki gibi bir gişe ve gişede bilet satan bir görevli beklerken, olanca büyüklükte ve karmaşıklıkta Roma istasyonuyla karşılaştık. Bu istasyonda gişe bulmak zordu ama daha zor olan ingilizce bilen bir görevli bulmaktı.

Birkaç tur attıktan sonra Napoli’ye giden tren için bileti bulmuştuk. Peronu ararken bir adam yanımıza gelip ne aradığımız sordu, Napoli deyince 14. peron dedi. Beraberinde elini uzatıp 1 euro istedi: Bize verdiği bilginin karşılığı buydu.

İlerleyen kısımda da bahsedeceğim, turist kazıklamak pek de Türk’lere özgü bir davranış değil, bu ve benzeri davranış biçimleri İtalya’nın tümünde hakim. Aldığınız nefes için dahi para isteyecek mekanlar ve insanlarla karşılaşmak mümkün.

Roma Napoli arası 250 km ve trenle yaklaşık 2.5 saat sürüyor. Trenler oldukça konforlu ve ferah.
Bu teyze konforun hakkını fazlasıyla veriyor 🙂

Napoli’ye gelmeden önce kapkaç ve hırsızlık olaylarının çok olduğunu, çöp mafyasından dolayı tüm şehri çöplerin sardığını okumuştum. Diğer İtalya şehirlerinden farklı bir görüntüyle karşılaşacağımı biliyordum fakat istasyondan çıkar çıkmaz karşılaştığımız ortam gerçekten ilginçti. Sağlı sollu Çin mallarıyla dolu tezgahlar, pardesüler içinde dizilmiş saatler, volta atan zenciler.

Napoli’de yankesici tedirginliği, yerli insanların giyim tarzı ve balkonlarda asılan çamaşırlar bana kendimi İstanbul’da Sirkeci taraflarında hissettirdi. Kimisi İzmir’e benzetiyor kimisi Adana’ya ama mutlaka Türkiye’den bir yerlere benzetiyorsunuz.

Napoli’ye geliş amacımız Pompei’ye varmaktı, pek de vaktimiz olmadığından yemek işini erteledik. Pompei’den sonra Napoli’ye döndüğümüzde karnımızı doyurmak için fellik fellik restoran aradık çünkü siesta vaktinde olduklarından hiçbir restoran bizi kabul etmiyordu. Bir restorana girip saat pazarlığı yapıp siparişlerimizi verdik.

Restoranın dizaynı bana klasik İtalyan filmlerini hatırlattı : Michael Corleone ve adamları her an içeri dalabilir ve uzun namlulu silahlarıyla bizi delik deşik edebilir!

Bizim aklımıza en iyi pizza denilince ‘İtalya’ geliyor ama bir İtalya’na bu soru sorulunca cevabı Napoli oluyor. Gerçekten dedikleri kadar var mıymış diye merak ederken, İtalya’da yediğimiz en kötü pizzayı bu şehirde yiyince, yemeği kendi memleketinde yemeyeceksin tezim birkez daha doğrulandı.

Genel olarak fiyatlar ucuz ama demin de dediğim gibi aldığımız havadan bile para alacaklar neredeyse. Sanırım bundandır ki onlarda ‘Hava bedava/ bulut bedava/ dere tepe bedava/ bedava yaşıyoruz bedava/ diyecek bir garip Orhan Veli hiç çıkmamış.

Coperto yani kişi başı işgaliye ücreti 2 euro, 1 saat wirelessten yararlanma ücreti 3 euro!


POMPEİ:


Napoli’den efsane şehir Pompei’ye geçmek için trene istasyonuna vardık. Tüm gezi boyunca yaptığım gibi, gideceğimiz rotanın haritasını fotoğrafladım. Trenlerde de ingilizce anons olmadığından durağı kaçırmak kuvvetle muhtemel. Sık sık bu haritadan kalan durak sayısını kontrol ederek toplamda 45 dakika sürecek yolculuğa devam ettik.

Roma’daki ve diğer tüm şehirdeki konforlu trenlerin aksine tıka basa dolu küçücük bir külüstür yanaştı perona. Napoli dedikleri gibi İtalya’nın üvey evladı.

Bu kentin alamet-i farikası kesinlikle balkonlardaki çamaşırlar. Her balkonda mutlaka çamaşır var, zaten eskiden Napolili kadınlar temizlik ve zenginliklerini balkonlarındaki çamaşırla ifade ederlermiş.

Napoli’deki soluk binalar Pompei’ye doğru yerini renkli ve çiçekli binalara bırakıyor.

Trende bir adam konuşmadan bir kağıt bıraktı önümüze, usul Türkiye’dekiyle aynı, dilenci kağıdı bırakır ve (parayla) kağıdı geri toplar.
Aynı yazıdan (4 çocuklu, işsiz, evsiz, fakir) geçen aylarda İstanbul’da da vapurda karşıma çıkmıştı. Yazı formatının uluslararası düzeyde aynı olması ilginç, gizli bir federasyonları olmasın? 🙂

Büyük uğraşlardan sonra Pompei’ye varınca, Pompei tabelası kıymete bindi.

Antik Roma kentinin en gelişmiş ve günümüze en iyi korunmuş şekilde ulaşmış kenti Pompei bizi yeşilikler içinde karşıladı. Gelmeden önce burayı Efes Antik Kenti kadar bir alan sanmakla hata etmişim, Pompei’nin görülmesi gereken yerleri en az Roma’nınki kadar fazla.

Bilindiği üz’re Pompei Milattan Sonra 79 yılında Vezüv yanardağının patlamasıyla küller ve volkanik taşlar altında kalmış antik bir şehir. Vezüv yanardağıyla Pompei arasında 15 km olmasına rağmen, patlama öyle şiddetliymiş ki, tüm Pompei 1500 yılında keşfedilene kadar toprak altında kalmış. Kazılar 300 yıldır devam etmesine rağmen bir kısmı halen daha toprak altında.

Vezüv Yanardağı

Bir liman kenti olan Pompei, liman kentlerine özgü ticaretin ve insan ilişkilerinin gelişmiş olduğu modern bir şehirmiş. Şehirde anfi tiyatrolar, spor müsabakalarının yapıldığı alanların dışında, dubleks ve gelişmiş yapıda fırınları olan evler mevcut.

Zamanının önde gelenlerinin konuşma yaptığı bu alanda sol taraftaki beyaz sütun zamanın saat kulesi. Sütunun baş kısmındaki oluğa yansıyan güneş ışınları o an saatin kaç olduğunu gösteriyor.

Dikkatli bakıldığında sütundaki olukta saat 16:00’yı gösteriyor. Ve bizim kol saatlerimiz de tam 16:00’da!
Bu sütunun Millattan Sonra 70’lerde yapıldığını düşününce gerçekten inanılmaz.

Aşağıda paylaşacağım BBC’nin belgeselinde de görüleceği üzere hem çamaşır yıkama hem de yıkanma görevi gören bir küvet.

Birbirini kesen, kimisi dükkanlar kimisi evlerden oluşan onlarca cadde var.

Gelelim Pompei’nin efsaneleşmiş diğer kısmına. Müslümanlara göre (Kuran-ı Kerim’deki bazı ayetlere dayanarak) Pompei’nin bu yıkıma uğramasının bir nedeni de şehirde eşcinselliğin çok yaygın olması ve şehirde adımbaşı bir genelevin olması.

Gerçekten şehir genelev dolu. Rastgele girdiklerimizden biri sistemiyle bizi şaşırttı.

Liman şehri Pompei’ye dil bilmeyen denizciler geldiğinden, genelevlerde istedikleri tür ilişki duvarlara resmedilmiş. Denizci derdini bu resimleri işaret ederek anlatıyormuş.

Anlatılmak istenen tüm detaylarıyla resmedilmiş ama +18’lik unsurları nedeniyle sadece bu silik olanı yayınlıyorum.

Yatakların boyu 1.40 boyunda insanların yatabileceği şekilde. Pompei’lerin boyu en fazla 1:40 civarındaymış, bununla ilgili çeşitli rivayetlere var, benim ilgimi çeken şehir suyuna karışan zehirli bir maddenin uzamalarını engellemesi. Bu kısa boyluluk onlarda öyle komplekslere neden olmuş ki tüm yapılarını (sütunlar, meydanlar) devasa yapmışlar.

Taştan yatağın boyutu ip ucu veriyor.

Dönemdeki eşcinselliğe atıfta bulunan bir yazı, şuan İtalya’daki yaygın eşcinselliğin kökleri belki de bu zamanlardan geliyor.

Pompei halkının bir bölümü Vezüv’ün uyarılarını önce dikkate almayıp, yoğun duman ve volkanik parçalardan korunmak için evlerine kapanmışlar. Vezüv’den çıkan kükürt ve karbondioksit onları saklandıkları yerlerde zehirlemiş ve ardından üzerlerine gelen tüfler tüm vücutlarını kaplayarak bir kalıp görevi görmüş. Vücutların günümüze kadar ulaşmasını sağlayan da bu taşlaşmış yapı.

Pompei’liler başlarına gelecekleri hissetmişler sanki: Şehirdeki tüm çeşmeler bir felaketi işaret eder gibi dehşet verici.

Pompei’yi 3 saat boyunca dolaştığımızda daha üçte biri bitmemişti. Ben kalanlarını video ve makalelerden tamamlayacağım. BBC de bir belgesel yapmış. Belgeselde benim de fotoğraflarını koyduğum yapıları bir kurgu içerisinde görebilirsiniz.

Venedik’te görüşmek üzere 🙂

4 Yorum

burçak yıldırım için bir cevap yazın Cevabı iptal et